GİRİŞ

Coronavirus (Covid-19) salgınının tüm dünyada yayılması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘’pandemi’’ olarak nitelendirilmesi ile birlikte Türkiye’de önlemler alınmaya başlanmış ve yasal düzenlemelere gidilmiştir. Salgın sebebiyle alınan önlemler ve yasal düzenlemeler sonucunda ticari hayatta yaşanan değişiklikler, yürürlükte olan bazı sözleşmelerden doğan borçların yerine getirilmesini güçleştirmekte veya tamamen imkansız kılmaktadır.

 

Covid-19 salgını ve sözleşmesel edimler üzerindeki etkisi, Yasa ile bir tanımı yapılmamış olan mücbir sebep ve Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) çerçevesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü, ifa imkansızlığı ve  kısmi ifa imkansızlığı kavramları ile  değerlendirilmelidir.

I.MÜCBİR SEBEP

I.1. Coronavirus salgınının, hukuki düzenlemeler ve geçmiş yıllarda yaşanan diğer salgın hastalıklar zamanında alınan yargı kararları ışığında mücbir sebep olarak kabulü mümkün olmakla birlikte tek başına mücbir sebep iddiasında bulunmak için yeterli değildir. Mücbir sebep ile sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilememesi arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır. Mücbir sebebin yorumlanması her bir sözleşmenin niteliğine göre değişmektedir. Bu nedenle Covid-19 salgının mücbir sebep oluşturup oluşturmayacağı hususunda her bir sözleşmenin getirdiği yükümlülüklerin tek tek incelenerek karar verilmesi gerekmektedir.

 

I.2. Covid-19 salgını ile olay arasında sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirmeyi etkin bir şekilde imkansız kılan bir nedensellik bağının aranması dışında ayrıca yerleşik Yargıtay İçtihatları uyarınca mücbir sebebin sözleşme üzerindeki etkisinin üstesinden gelebilmek için çaba gösterilip gösterilmediği, alternatif ifa yollarının olup olmadığının da incelenmesi gerekmektedir.

 

I.3. Hukuk sistemimizde taraflar düzenledikleri sözleşmelerde mücbir sebep hükümleri ekleyip eklememekte sebesttirler. Sözleşmelerde mücbir sebep hükmü düzenlenmiş olsa bile salgın hastalık veya pandemi halleri mücbir sebep olarak sayılmış olmayabilir. Bu tür durumlarda, dürüstlük kuralı ve kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde sözleşmelerin yeniden değerlendirilmesi gerektiği görüşündeyiz.

Sözleşmelerde mücbir sebep/salgın hastalık hükümlerinin bulunmaması halinde ise Türk Borçlar Kanunu’nun 136. maddesi ve devamında yer alan “ifa imkansızlığı” hükümleri uygulama alanı bulacağını da belirtmemiz gerekmektedir.

 II.İFA İMKANSIZLIĞI

II.1. TBK’nın 136. maddesine göre;

“Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.”

İfa imkansızlığının iddia edildiği durumlarda her bir sözleşme “imkansızlaşma” söz konusu olup olmadığı tespiti amacı ile ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

 

III. KISMİ İFA İMKANSIZLIĞI

III.1. TBK’nın 137. maddesine göre;

“Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.”

IV.AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ

IV.1. TBK’nın 138. maddesine göre;

“Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.”

 

SONUÇ

Yukarıda Covid-19’un neden olduğu mevcut hukuki durumun Türk Hukukuna tabi sözleşmesel ilişkiler açısından değerlendirilmesi yapılmış olup sözleşmeye uygulanacak hukuk olarak Türk Hukukundan farklı bir hukuk seçilmiş olması halinde,konunun sözleşmesel ilişkinin tabi olduğu hukuka göre değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

Türk hukukuna tabi ve mücbir sebep hükümlerinin yer aldığı sözleşmelerde, Coronavirus (Covid-19) salgını sebebiyle mücbir sebep iddiasına dayanabilmek için tek başına salgının varlığı yeterli olmayıp, salgının sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmesi üzerindeki etkisi ve kısmi veya tam bir imkansızlık hali oluşturup oluşturmadığına bakılmalıdır. Bu da ancak salgın ile değişen koşulların her bir sözleşme tipinin ve getirdiği yükümlülüklerin üzerindeki etkisi tespit edilerek yapılabilecektir. Sözleşmelerde mücbir sebep düzenlemesinin bulunmadığı durumlarda ise salgının sözleşmesel ilişkilerde “imkansızlık” yaratıp yaratmadığı, imkansızlık yaratmıyor ise etkisinin ne seviyede olduğu araştırılmalı ve varılan sonuca göre borç ilişkilerinin sona ermesi, ötelenmesi veya değişen koşullara uyarlanması başvurulabilecek hukuki yollar olarak karşımıza çıkmaktadır.

– Bu doküman Türkiye’de hukuk alanındaki gelişmeleri paylaşmak amacıyla hazırlanmıştır. Hukuki bir görüş, tavsiye veya yönlendirme olarak değerlendirilmemelidir. Özel sorular bakımından hukuki danışman görüşü alınmalıdır.

– © 2020 Ülken Hukuk Bürosu

 

PDF